İsteyen Herkes Yazar Olabilir Mi?
O anı hatırlıyorum… Kafamda bir sürü düşünce, kalbimde ise bir tedirginlik. 23 yaşımda, Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, o kadar çok düşünüyordum ki… “Gerçekten yazabilir miyim? Yazar olmak mümkün mü?” diye kendime defalarca sordum. Bu soruyu sormamın sebebi, yazmanın benim için çok büyük bir hayal olmasıydı. Ama bir yandan da, kimse beni bir yazar olarak göremezdi. Ben sadece “yazmaya çalışan” biri olabilirdim. İsteyen herkes yazar olabilir miydi? Gerçekten böyle bir şey var mıydı, yoksa sadece bir hayal miydi? Bilmiyorum, ama o an, kalemi elime alıp yazmaya başladım. Belki de gerçek cevap, yazmakla bulunacaktı.
Hayal Kırıklığı ve İlk Adım
Birçok yazı yazdım, ama çoğu o kadar kötüydü ki… Her defasında yazdıklarımın ne kadar eksik olduğunu düşünerek silip attım. Yani, gerçekten yazmak istiyordum ama bir türlü doğru kelimeleri bulamıyordum. Yazmaya başladığımda, içimde büyük bir heyecan vardı. Ama o heyecan, her geçen gün biraz daha siliniyor gibiydi. Kendi yazılarımı okurken, “Ben gerçekten bir yazar olamam,” diyordum. Yazdıklarımın ne kadar sıradan olduğunu görmek, beni sarsıyordu. Her sayfa başında ve her paragrafta, hayal kırıklığımı daha derin hissediyordum. O kadar çok yazmaya çalışıp bir o kadar başarısız oluyordum ki, sonunda her şeyin boşuna olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Bir gün, annemle oturuyorduk. O, mutfakta yemek hazırlarken, ben yazılarımı okumaya devam ediyordum. Annem, hiç şaşırmadan dedi ki, “Yazdıklarını biraz daha yürekten yaz.” İlk başta anlamadım, çünkü kendim de duygularımı yazılarımda aktarmaya çalışıyordum. Ama sonra fark ettim ki, belki de yazılarımda eksik olan şey duygulardı. İçimi gerçekten dökmeden yazmak, kelimelerin ruhunu kaybetmesine neden oluyordu. Annemin bu basit ama derin sözleri, sanki bir ışık gibi beynimde belirdi. Belki de yazmak, sadece kelimeleri dizmek değil, duyguların bir yansımasıydı.
Yazmaya Devam Etmek ve Umut
O andan sonra, yazılarımda daha dürüst olmaya başladım. Duygularımı olduğu gibi yazıya döktüm. Hiç çekinmeden. Mesela, sonbaharın o kasvetli havası beni nasıl içine çekiyordu, nasıl bir yalnızlık hissediyordum, nasıl bazen sanki zamanın durduğunu hissediyordum… Bunları yazmaya başladım. Birden yazılarımın anlamı değişti. Daha önce hiç hissetmediğim bir bağlantı kurmaya başladım kelimelerle. Yazdıklarımda bir şeyler oluşmaya başlamıştı. Bir tür mucize gibiydi bu. O kadar heyecanlıydım ki, sanki bir kapı aralanmıştı. Ama hala bir soru vardı: İsteyen herkes yazar olabilir miydi? Gerçekten yazmak sadece bir yetenek meselesi miydi? Birinin yazar olabilmesi için bir yetenek gerekliliği var mıydı, yoksa sadece cesaretle mi başlamak gerekiyordu?
Yazar Olmanın Gerçek Anlamı
İşte o anda bir şey fark ettim: Yazar olmak sadece yetenek meselesi değildi. Yazmak, cesaret gerektiriyordu. İçsel dürüstlük, duygularını dışarıya çıkarmak, dünyaya kendini açabilmekti. Yazar olmak, sadece başkalarının kabulünü beklemek değil, kendi içindeki sesi duyurabilmekti. Evet, bu çok zor bir şeydi ama değdiğini de biliyordum. Yazdıkça kendimi daha iyi hissediyordum. Zaten bu yüzden yazıyordum: Kendimi bulmak, içimi dökmek ve belki de başkalarına da dokunabilmek için. Duygularımın bu şekilde dışa vurulması, bana bir anlam veriyordu.
Belki de bir yazar olmak, yalnızca kelimelere ve cümlelere olan sevgiden fazlasıydı. Belki de bir yazar olmak, cesaretle kendi duygularını yazıya dökebilme cesaretiydi. Hani diyoruz ya, “Herkes yazabilir,” ama bu doğru değil. Yazmak, aslında herkesin yapabileceği bir şey değil. Yazmak, kalbinizi ortaya koymak, en derin düşüncelerinizi, acılarınızı, sevinçlerinizi herkese açmak demekti. Ve bu, kolay bir şey değildi. Çoğu zaman, yazmaya başlamak, kendinizi tamamen kırılgan hissetmek anlamına geliyordu.
Sonunda Ne Oldu?
O yazdığım ilk metni geri okuduğumda, fark ettiğim şey şuydu: Gerçekten yazmaya başlamıştım. Yazmak sadece “yazar olmak” için yapılmaz, yazmak, duygularla, gerçeklerle, hayallerle ve hatta hayal kırıklıklarıyla yapılan bir şeydi. Evet, herkes yazabilir. Ama herkes yazmaya cesaret edemez. Çünkü yazarken, insan bazen en savunmasız halini bulur. Yazar olmak, içindeki tüm duyguları kelimelere dökebilme cesaretini bulmaktır. Ve ben sonunda bunu başardım. Belki de yazmak, doğru bir zamanın gelmesini beklemek değil, her anın içinde yazmaya cesaret etmektir.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, soruyorum: İsteyen herkes yazar olabilir mi? Evet, belki herkes yazabilir. Ama önemli olan, yazarken kendini kaybetmeden doğru duyguyu bulmak, doğru kelimelerle ifade etmek ve o yazının içinde kaybolmaktır. Yazar olmak bir etiket değil, bir yolculuktur. Ve ben, bu yolculukta adımımı attım. Bunu anlatmak, bu hikayeyi yazmak bana ne kadar özgürleştirici hissettirdi! Yazdım, çünkü yazmayı gerçekten istedim. Belki de asıl mesele, bir şeyi istedikçe, o şeye gerçekten kavuşmak. İşte bu yüzden, evet, isteyen herkes yazar olabilir.